Covid-19 ve Sosyal Mesafe Sosyal Medyayı Nasıl Etkiledi?

  • SOSYAL MEDYA

23 Nisan 2020. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlamak için balkonda hazır bekleyen çocuklar. İstiklal Marşı. Üzeri bayrakla kaplanmış ambulans. Polis arabası. Alkışlar. O akşam bir elimde bayrak, bir elimde bu ânı kaydetmek için tuttuğum telefon varken hep orada duran bir detayı keşfeder gibi aydınlandım. Sosyal mesafe, bizi birbirimize yaklaştırdı. Mesafe ve yakınlık kelimelerinin kontrastlığına bakmayın. Az, çoktu. Fiziksel uzaklığımız, duygusal yakınlığımızı sarmalamıştı. Herkes kendi evindeydi ve bir yerde buluşmamız gerekiyordu. Çünkü bu keyfi olarak yalnız kalmak istediğimiz zamanlardan biri değildi. Bir anda eve kapatılmış hissediyorduk ve “Ucunda ölüm yok ya!” dediğimiz şeylerden biri değildi bu. Evet, ucunda ölüm vardı. 23 Nisan’da, balkona çıkıp İstiklal Marşı’nı okuduktan ve büyük ihtimalle bunu kaydettikten sonra ne yaptığınızı hatırlıyor musunuz? Sizin yerinize ben cevap vereyim; Instagram’a girdiniz.

Ya Ev Sosyal Medyaysa?

Covid-19 Sosyal Medya İlk #EvdeKal etiketini kullandığınız günü hatırlıyor musunuz? Gergindiniz, endişeliydiniz, her çağda olmayacak, olsa da herkese denk gelmeyecek bir olayın tam ortasındaydınız. Gözle bile göremediğiniz bir varlık tüm dünyayı sarmıştı ve ondan kaçmanın yolu eve sığınmaktı. Şehirlerin kaosu, bitmek bilmeyen koşturmacası dinmiş, bir anda bütün sesler tek bir sese dönmüştü: #EvdeKal. O güne dek Covid-19 ile ilgili okuyup izlediğiniz ne varsa tepenize üşüşmüş ve sizi dalgasına hapsetmişti. Merak ediyorum, tüm o zamanlarda siz de benim gibi, “Evde kalalım kalmasına ama ev neresi?” diye duygusal bir boşluğu yokladınız mı? Yoklamasanız bile sosyal medyanın bir anda değişen hayatlarımızın olmazsa olmaz bir parçası olduğunu fark edip ürktünüz mü? Canlı yayınlar, canlı yayın konuklarının kütüphanesini gösterme telaşlı arka planları, online konserler, puzzle seansları, ekmek yapma telaşları, saç boyama ritüelleri. “Pandemiyi en iyi ve en verimli ben geçiriyorum!” yarışları. #EvdeKal etiketindeki “Ev”i sosyal medya zannettiğiniz oldu mu hiç sizin de?

Olaylar mı sosyal medya gündemini belirler, sosyal medya mı gündemi belirler; bunu daha sonra uzun uzun konuşabiliriz. Ama 2020’de yaşadıklarımız, tüm sosyal medya stratejilerine bir çizik atıp kendiliğinden bir dil, bir strateji doğurdu. Irmağın akışı gibi, kendiliğinden bir yol bulup konumlandı ve aslında bizlere de ayak uydurmak kaldı. İşte pandemiden sonra sosyal medya stratejilerinde olanlar ya da belki de çoktan olması gerekip pandemide açığa çıkanlar:

Relationship Marketing

Kurumsal bir sosyal medya sayfasına sahip olmak güzel. Ama “sosyal mesafe” herkese yeni bir “sosyal alan” doğurdu. Bu sosyal alanın en bariz noktası ise “his”. Markaya kendini ait hisseden müşteriler elde etmenin doğru yolu, tüketiciyle aradaki yakınlığı korumak. Markayı ulaşılmaz, soğuk ve uzakta hissettiren sosyal medya stratejileri yerini kullanıcıyla birebir iletişimde bulunulan relationship marketing’e çevirdi.

Sosyal Mesafesiz İletişim Tonu

Pandemi boyunca yayınlanan reklamları ve verilen mesajları hatırlayın. Hepsi bunu birlikte aşabileceğimize, birlikte aslında ne kadar güzel olduğumuza ve yeniden kavuşabileceğimize odaklıydı. Pandemi boyunca sahiplenilen bu iletişim tonu, çoğu markalarca sonrasında da benimsendi ve benimsenmeye devam ediyor.

Monolog Değil; Diyalog

Sosyal medya, artık markaların tek başına konuştuğu ve tüketicilerin onları dinlediği bir yer olmaktan çıktı. Kullanıcılar hiç olmadıkları kadar dâhil olmak, seslerini duyurmak, özel olmak ve iletişimde kalmak istiyor. Markalarla olan sorunlarını Müşteri Temsilcileri’ne bağlanmak yerine sosyal medya yoluyla çözen kullanıcı sayısı her geçen gün arttı. Markayla iletişim, kullanıcılar için oldukça önemli.

Toplumsal Olaylara Duyarlılık

Küresel tüketicilerin %56’sı, satın aldıkları markaların inandıkları değerleri desteklemesinin çok önemli olduğunu söylüyor. Farkındalık oluşturan, toplumsal duyarlılığa yatırım yapan ve bunu sosyal medyasına taşıyan markalar, sosyal medyanın da tüketicinin de gözdesi. Özel günler ve toplumsal olaylar karşısında sessiz kalan markalar, tüketicilerinden olumsuz dönüşler almaya başladı bile.

Kusur, Sosyal Medyaya Dâhil

Kusursuz tasarım ve içerik devri, pandeminin de etkisiyle yerini doğal, yaşan, life-style içeriklere bırakmaya başladı bile. Pek de tercih edilmeyen stok görüntüler, çekim olanaklarının daralmasıyla devreye girerken aslında sosyal medyanın “o kadar profesyonel” olması yerine birazcık kusurlu, hayata dâhil, yaşamın içinden olması gerektiği kabul edildi. #EvdeKal fotoğraflarının doğallıyla başlayan bu fark ediş, sosyal medya içeriklerinin devamlılığına etki edecek gibi gözüküyor.

Dijital Dönüşümün Altın Çağı

Mağazaların kapatılması ve eve dönüşün başlamasının ardından küçük, orta, büyük fark etmeksizin her markanın dijital dönüşümü hızlandı. Her türlü işletmede sosyal medyada aktif rol almaya başlarken sosyal medyanın satış amaçlı kullanılma amacı da arttı. Intagram Mağaza özelliğinin aktif olmasıyla Instagram, içeriklerinin yanı sıra önemli de bir satış mecrası konumuna geldi.

Bunlarda İlgini Çekebilir

DIGIBÜLTEN
BİLGİLEN