Markalar için Ajanslar neden Önemlidir?

  • MARKA

Ülkemizde faaliyet gösteren büyük ölçekli işletmeler kendi bünyelerinde veya ajansları aracılığıyla dijital pazarlama faaliyetlerini sürdürürken, küçük veya orta ölçekli olarak adlandırabileceğimiz işletmeler veya lokal olarak güçlü ancak dijital pazarlamayı henüz deneyimlememiş markalar bile tabiri caizse “kıyısından köşesinden” dijitale hızlıca adapte olmaya başladılar bile. Hatta reklamcı meslektaşlarımızdan sıkça duyduğumuz şey; özellikle start-up veya küçük ölçekli firmaların; e-ticaret, SEO hatta Sosyal Medya hesapları konusuna, neredeyse üretim operasyonlarından bile daha çok önem vermesi. Aslında bu olguyu bir yere kadar normal olarak karşılayabiliriz. Bunun altında üretilen ürünlerin hızla satılması veya işletmenin hızlıca kâr etmesinin istenmesi gibi durumların olabileceğini düşünebiliriz.

Fakat ne yazık ki bu tür işletmelerin bir ajans desteği almak isteyeceği yerleri tam olarak kavrayamaması ve duruma tamamen “bütçe” odaklı olarak bakması da sıkça karşılaşılan durumlardan bir tanesi. Çokça duymuşsunuzdur “artık büyük balık küçük balık yok, hızlı balık yavaş balık var” sözünü. Aslında bir yere kadar kabul edilebilir bir olgu olsa da özünde pek de sağlıklı bir gerçekliği barındırmıyor.

Tüm bu dinamiklerin altında doğru ajans seçimi, markayı doğru analiz etmek, markanın kendini doğru konumlandırması gibi birçok değişkenin yattığını söyleyebiliriz. Hızlı da olsa yavaş da olsa, büyük de olsa küçük de olsa burada asıl ön plana çıkan şey Marka-Ajans ilişkisi...

Marka'nın markası olmak

Markalar için (büyük, orta, küçük hatta lokal) dijital pazarlama faaliyetlerine başlamak özellikle pandemi dönemi ile birlikte her ne kadar “fırsat” olarak görülse de dijital ajansların markaların gerçek ihtiyaç tespitlerini doğru yapmaları, markanın sektördeki; fırsatlarını, tehditlerini, güçlü ve güçsüz yanlarını (SWOT) tam olarak analiz edip markanın haritasını bu doğrultuda oluşturmaları aslında buradaki en kritik nokta.

Ajanslardaki ve markalardaki yöneticiler baz alınarak yapılan Pazarlama Türkiye tarafından “Bir Ajansın Hizmet Kalitesini Ne Düşürür” başlıklı bir anket gerçekleştirilmiş. Cevapların çoktan seçmeli olarak talep edildiği bu ankette %100 yanıt alan madde ‘‘Markanın ana stratejisine ve brieflere doğru cevap verememesi’’ olurken ikinci büyük paydayı ise ‘’Kreatif anlamda başarı gösterememesi’’ maddesi almıştır. Bunların dışında diğer “operasyonel hatalar” ve “Birlikte çalışmaya başlamadan önce göstermiş olduğu başarının azalması” maddeleri ise ajans – marka ilişki süreçlerinin nerede tıkanmaya başladığını bizlere anlatıyor.

Hizmet aldığınız ajansı nasıl konumlandırıyorsunuz sorusuna ise;

%60 oranında: İş Ortağı

%40 oranında: Fikir Ortağı cevapları verilmiştir.

Burada anlaşılan o ki markaların birlikte çalışacakları ajanslarını belirlerken “markamızın markası olsun” düşüncesiyle hareket ediyorlar. Bu anlamda; küçük-büyük, ulusal-uluslararası demeden Markanın Markası olma düşüncesiyle hareket eden ajansların, artı değer yaratmada etkili olduğunu görebiliyoruz.

Örneklerle anlatmak gerekirse; bir markanın logosunu, web sitesini veya kurumsal kimliğini hazırlayıp teslim etmenin dışında; sadece İstanbul Beşiktaş bölgesinde hizmet veren bir koleje pahalı reklamlar sunmak yerine lokal seo hizmeti sunmak, yeni ürün lansmanı yapacak bir firmaya dijital PR veya online lansmanın önemini doğru anlatmak, müşterilerine belirli dönemlerde yeniden ulaşarak kampanya ve fırsatlar hakkında bilgi vermek isteyen bir otel firmasına dijital dönüşüm süreçleri içerisinde yer alan “CRM” hizmetinin ne kadar hayati olduğunu izah etmek, SEO uyumlu web site tasarlamanın özellikle E-Ticaret firmalarındaki önemini vurgulamak gibi konular tüm bu “artı değer” olgusunun ortaya çıkmasındaki temel yapı taşlarından sadece birkaçı...

Özetle hem iş gücünü hem de zamanı doğru kullanmak adına marka ve ajans arasındaki kurulacak doğru iletişim, doğru planlama ve doğru strateji aslında “artı değer” sağlama yolunda en önemli adımlar olarak karşımıza çıkacaktır.

Ne Aldık ne verdik

Şeffaflık sözünü duymayanımız yoktur. Tabii ki burada bir suyun veya bir camın şeffaflığından değil, ticaretteki şeffaflıktan bahsedeceğiz.

Gerek ticari gerekse işleyiş içerisindeki şeffaf tutum, ajans ve marka arasındaki ilişkileri ayakta tutacak hatta daha da geliştirecek yegâne olgulardan biridir. Bununla anlatmak istediğimiz şey aslında; ajansın markayı tüm süreçlere dahil etmesi değil, marka için dijitalde oluşturulması gereken stratejilerinden, yatırım getirisi (ROI) ve reklama harcayacağı yatırımların getirisi (ROAS) gibi konulara kadar “hayati” olan tüm detayları bütün şeffaflığı ile sunmasıdır.

Geleneksel iletişim mecralarının (TV, Radyo, Gazete, Açıkhava, Dergi vb.) özellikle yukarıda bahsettiğimiz ROI-ROAS ikilisindeki şeffaflığı net olarak sunamaması burada Dijital Pazarlama’nın elini güçlendiren en büyük koz aslında. Bildiğiniz gibi dijital pazarlamanın en önemli özelliklerinden bir tanesi de “net olarak” ölçülebilir olmasıdır. Bunların yanında markaların; yeni müşterilere kendisini hatırlatması(re-targeting), yeniden markasından alışveriş yapmaya yönlendirmesi(re-marketing) ve tüm bu yapıyı oluştururken sadık müşteriler elde etmesi, amaç ve hedefleri doğrultusunda bir markanın şeffaf bir yol üzerinde gidip büyüme fırsatlarını değerlendirmesinde en önemli yoldaşları aslında...

Özetle ajansların markalara hizmet sağladıktan sonra kafalarda soru işareti bırakmadan, amiyane tabirle “ne aldık-ne verdik” sorularına cevap vermeleri çok kritik. Tabii ürün veya hizmet sağlayıcılarının kaliteli üretim yapmaları, müşteri hizmetlerine verdikleri özen ve hedef kitle iletişim stratejileri yukarıda bahsettiğimiz tüm bu “önemli yoldaşların” öncesinde belirlenmesi gereken “yol haritalarıdır”. Neyi yaptığınız önemlidir ancak nasıl yaptığınız daha da önemlidir.

Dijital Dönüşüm muhteşem olacak

Son olarak hemen hemen her gün karşımıza çıkan bir kavramdan bahsetmekte fayda var, o da “dijital dönüşüm” ...

Özellikle pandemi dönemi ile birlikte markalar için dijitalde olmak Shakespeare’in “to be or not to be” sözünün tam karşılığı aslında. Bu kavramı gelecek için de kullanabileceğimiz eklemekte fayda var.

Sektörel var olma içerisinde özellikle E-Ticaret ve Telekomünikasyon şirketleri için olmazsa olmaz olan dijital dönüşüm süreçlerine ayak uyduran markalar büyürken ne yazık ki buna ayak uyduramayan markalar için durum iç açıcı olmadı. Fakat neyse ki henüz her şey bitmedi ve tabir-i caizse ülkemiz için hala “bakir” olan bu alanında yer almak hala mümkün.

Marketing Türkiye’nin yaptığı bir “Dijital Düşünme Araştırmasında; dijital dönüşümün beklentilerini karşıladığını belirten (yüzde 42,9) yöneticiler, müşteri beklentilerinin yüzde 76,2 oranla daha iyi karşılandığını, yüzde 81 oranla da şirketlerinin veri odaklı hale geldiğini belirtiyor. Ayrıca Corporate Leaders tarafından düzenlenen “Digital Transformation Survey” katılımcılarına göre, dijital dönüşümün en önemli faydaları; operasyonel verimliliğin artması (yüzde 40), pazara çıkış süresinin hızlanması (yüzde 36) ve müşteri beklentilerini karşılama yeteneği (yüzde 35) olarak ifade ediliyor.

Burada aslında görmemiz gereken dijital dönüşümün müşteri beklentilerini karşıladığı anda doğrudan marka beklentilerini de karşılıyor olması. Yani dijital dönüşümün marka odaklı olmasının yanında asıl “kullanıcı odaklı” olması markaya gerek satış gerekse katma değer olarak katkı sağlıyor. İlk başlığımızda söylediğimiz “müşterilerine belirli dönemlerde yeniden ulaşarak kampanya ve fırsatlar hakkında bilgi vermek isteyen bir otel firmasına dijital dönüşüm süreçleri içerisinde yer alan CRM hizmetinin ne kadar hayati olduğunu izah etmek” veya Burberry gibi mağazalarında digital signage ekranların kullanımı yaygınlaştırarak sadece ürün görselleri ile değil, hareketli defile görüntüleri de müşteriye izletmeye başlatmak. ZARA’nın - her ürününde yer alan RFID etiketleri ile çalışarak hangi mağazada hangi üründen kaç adet var verilerinden, mağazanın hinterlandında ki nüfusa kadar detaylı bir yapıya sahip olması, kullanıcı odaklı düşünce yapısının yanında marka odaklı bir dijital dönüşüm sürecinin de en güzel örneklerinden bir kaçı aslında.


Sonuç olarak tüm bu alt başlıkları değerlendirdiğimizde ajans-marka-hedef kitle üçgeninde; artı değer katmak, şeffaf olmak ve geleceğin pazarlama trendlerini(dijital dönüşümü) takip edip ayak uydurmak, şeytani bermuda üçgeninin yerine “Daimi Pazarlama Üçgeni”nin oluşmasına katkı sağlayacaktır.

Bunlarda İlgini Çekebilir

DIGIBÜLTEN
BİLGİLEN